Mehmet Özay 1
Şubat 2013
Açe ekonomisi üzerinde düşünürken bunun Açe’de çokça dillendirilen
‘İslam Hukuku’ olgusu ile bu hukuka taraf olan kitlenin nasıl bir toplum modeli
öngördükleri üzerinde pek düşünce sarf edilmiyor. Oysa, Açe en azından son
yüzyıl içerisinde verdiği varoluş mücadelesinin dinamikleri dikkate alındığında
salt özgürlük değil, bu özgürlüğün üzerinde yükseldiği felsefi/dini
paradigmaların gün yüzüne çıkması gerekirdi. Açe özelinde dikkate alındığında,
bir İslam ekonomisi ve bu ekonominin ortaya koyacağı bürokratik yeniden
yapılanma dahil her alanda benzeri bir dirilişe yol açacak bir düşünce
ikliminden bahsetmek mümkün mü?
Ekonomi demişken, aklıma Nur Djuli ile yaptığım bir konuşmada
gündeme gelen bir hususu aktarayım. Sir Thomas Raffles’ın çabaları
doğrultusunda İngilizlerin Singapur’u ‘yumuşak ilhakı’ döneminden önce, dönemin
Açe Sultanı ile yazışmaları ve Açe’ye yönelik ilgisini gündeme getirmiştim.
Bugün Singapur’un geldiği noktadan bahsederken, Singapurluların nasıl bir ‘standartta’
yaşadıklarına dair atıflarda bulunmuş ve günlerine trafikle başlayıp trafikle
biten, gün içi aktivitelerini yoğun stres altında geçiren, insanoğlunun en
temel hakkı olan kendine ait bir yuvası olmasını doğuracak şartların gitgide
içinden çıkılmaz bir hal aldığına değinmiştim. Nur Djuli de Japonya’da tanık
olduğu benzer durumu değinmiş ve üç dört saati trafikte geçen, daracık
konutlarda yaşam süren orta sınıf bir Japon’un nasıl bir halet-i ruhiyeye sahip
olduğunu aktarmıştı.
Ve bunun üzerine şunu eklemiştim: Açeliler aslında son derece
olumlu şartlarda yaşıyorlar. Her şeyin para olmadığını, maddiyatın dışında
insani ilişkiler, sosyal bağlar, doğayla geliştirilen karşılıklı saygıya dayalı
üretim anlayışı vs. gündeme getirmiştim. Bugün Açe’de bürokratından, eğitimcisine,
gazetecisinden aktivistine kadar pek çok kesim Açe ekonomisini nasıl ‘Malezya’
ekonomisine dönüştürebilirizi tartışıyor. Ancak bu tartışmanın büyük bir eksiği
var. O da, söz konusu ‘bu ekonominin’ nasıl bir insan tipolojisi üreteceği
sorunu. Kimsenin bu sorun üzerinde durduğu görülmüyor.
Bu bağlamda dikkat çekilmesi gereken ve hatta unutulan bir
toplumsal kesim var ki, onlara söz vermekte, yaklaşımlarını sormakta fayda var.
Dayah/pesantren çevresini kastediyorum… Bu çevreye mensup olanlar, yukarıda değinilen
sorunu dile getirmeseler bile, pasif kalmakla ve konumlarını bu pasif yapılanma
içinde sürdürmekle dolaylı duruşlarından bahsetmek mümkün. Şayet pesantren
çevresine dair bir değerden bahsedeceksek, bu değerin geniş toplum kesimlerine
ulaşması için aktif bir çabanın sergilenmesi gerekmez mi?
Yarın
Alman, Japon, Çin, Güney Kore, Avustralya, ABD sermayesinin sahiplendiği
uluslarötesi şirketler Açe’de yatırıma başladığında bunun Açe toplum yapısında
nasıl bir dönüşüme yol açacağı konusunda kaygımız var mı? Daha fazlaa gitmeye
gerek yok, bundan yüz yıl önce Hollanda sömürgeci gücünün Açe’yi Takımadalar’daki
sömürge düzenine eklemleme niyetine bakalım. Neydi Hollanda’yı Açe’de savaşa
sürükleyen? Elbette Cava’nın ortasında kurduğu üretim/tüketim ilişkilerini
doğusundan batısına tüm Takımadalara yaymak ve dönemin şartları gereği
Avrupa’daki gücünü pekiştirecek, en azından digger güç odaklarıyla rekabette
stabilize edecek bir yapıya oturtmaktı. Peki dönüp, Hollanda’nın dönemin kapitalist
ilişkiler ağı içerisine Açe’yi de katma isteğinin ekonomik bağlamda
düşünüldüğünde Açeliler üzerinde ne gibi kötücül bir etkisi olabilir di? Açe
siyasi yönetimi ve toplumsal kesimleri Hollanda’nın siysai baskısının askeri
baskıya dönüşmesinden evvel, Takımadalar’ın diğer kesimleri gibi ‘Buyrun gelin’
davetiyesini çıkartmış olsaydı, Açe’de kurulacak plantasyonlar, madencilik,
denizcilik vb. sektörler üzerinde yükselecek bir güçlü ekonomiden bahsetmeyecek
miydik? Yoksa Açe sultanlık çevresi ve akabinde ulemanın öncülüğünde halkın
ortaya koyduğu ve onyıllarca süren direniş hareketi bu ekonomik kalkınma
rotasından bihaber miydi?