12 Şubat 2013 Salı

Açe Bankası Yeni Bir Şubesini Daha Medan’a Açtı

Mehmet Özay                                                                                                                   11 Şubat 2013

Özerk Açe Eyaleti’nde faaliyet gösteren ve Eyalet İdaresi’ne bağlı Açe Bankası (Bank Açe) 8 Şubat’ta Medan’da yeni bir şube daha açtı. Endonezya’nın üçüncü büyük şehri ve Sumatra Adası’nın ekonomi kalbi olarak değerlendirilen Medan’da açılan bu şube, Medan’la yoğun ticari ilişkileri olan Açeli işadamları kadar, yabancı işadamlarına hizmet vermeyi hedefliyor.

Banka’nın Medan’ın en işlek ticari merkezlerinden olan Pusat Pasar’da açılması banka yönetiminin hedef kitlesini de ortaya koyuyor. Bu yıl içerisinde aynı şehirde birkaç şube daha açmayı planlayan banka yönetimi başkent Cakarta’da da bir şube açarak, sadece Açe sınırları içerisinde değil, ülkenin önemli ticaret şehir merkezlerine açılmayı sürdüreceği bildiriliyor. Öte yandan, 2012 yılında 40 milyar Rupiah civarındaki ticari kredinin bu yıl 120 milyara çıkartılmış olması da bankanın gelişimi ve hedeflerini ortaya koyması açısından önemli.

Açe Bankası’nın kurulması Helsinki Barış Anlaşması’nda Açe’ye tanınan ekonomi alanındaki haklar içerisinde yer alıyor. Gözlemciler, üçüncü ülkelerle ticari ilişkiler geliştirme, faiz oranlarını belirleme vb. alanlarda yetki merciini elinde bulunduran Açe Yönetimi’nin Endonezya Bankası’yla yapılacak anlaşmalar çerçevesinde, sadece yakın bölgesinde değil Açe Bankası’nın kısa bir süre sonra Malezya ve Singapur’da da ofis açmasının olanaklı olacağı ileri sürüyorlar.

Kaynak: Serambi.  

4 Şubat 2013 Pazartesi

Açe’ye Entegre Ulaşım Sistemi


Mehmet Özay                                                                                                                      4 Şubat 2013

Kısa bir süre önce Açe Valisi Dr. Zeyni Abdullah ve Wali Nanggro Malik Mahmud, Cakarta’da Ulaştırma Bakanı’yla bir araya geldi. Söz konusu bu toplantıda Açe Eyaleti’nde entegre ulaşım sistemi konusu ele alındı.

Tsunamide bu yana Açe’de gerek şehir içi, köy bağlantı yolları ve şehirlerarası yolların rehabilitasyonu, yenilenmesi ve genişletilmesi konusu sürekli gündemde oldu. Ancak Açe denilince ulaşım olgusunu karayolu ile sınırlandırmak yanlış olur. Kuzey Açe’de Lhokseumawe’de başlatılan ancak son derece yavaş ilerleyen demiryolu projesi; pek çok sahil kent ve kasabasında başta ticaret olmak üzere yolcu taşımacılığını da gündeme getirecek liman inşaatları; Eyalet içerisinde şehirlerarası havayolu taşımacılığı gibi alternatifler gündemde.

Başkent Cakarta’da yapılan bu görüşmede, önceliğin Eyalet içi ulaşıma verildiğine kuşku yok. Zaten böyle de oldu. Bu bağlamda Ulaştırma Bakanı, Vali’nin talepleri doğrultusunda bir inceleme heyetinin yakında Açe’de gözlem ve incelemelerde bulunacağını ve 2013 yılı içerisinde ne tür yapıtırmaların gündeme geleceği konusunda bir rapor hazırlanacağını açıkladı.

Ancak Açe’deki ulaşım konusu bundan çok daha öte anlamlar taşıyor. Vali Dr. Zeyni Abdullah’ın ifade ettiği üzere Açe’nin insan ve ticari metaını ülkenin ve yakın çevredeki yabancı ülkelerin merkezlerine bağlayacak kapsamlı bir ulaştırma ağı söz konusu. Bu süreçte, Eyalet gelirlerinin tüm bu altyapının hayata geçirilmesinde bütçesinin yeterli olmaması, yetkililerin Başkent’te ilgili bakanlıkların kapısın çalmasına neden oluyor.

Bu kapsamlı proje, Eyalet ile Endonezya’nın diğer merkez şehirleriyle olan bölünmüşlüğü sorunu çözmek kadar, Açe’yi özellikle Hint Okyanusu’nda bir merkez olmaya aday yapacak kapsamlı deniz limanlarının da dikkate alındığını düşünmek gerekiyor. Açe ticari ve ekonomi değerlerinin aktif hale geçirilmesinde diğer faktörlerin yanı sıra, ilgili ulaşım ağının kurulması da önemli. Örneğin, Simileu Adası’nın su ürünlerini; Batı ve Güney Açe’nin maden, palmiye yağı, palasını; Orta Açe’nin kahve, kakaosunu ulusal ve uluslararası pazarlara taşıyacak donanımlı limanların ve deniz ulaşım sisteminin hayata geçirilmesinde başat rol oynayacak. 

1 Şubat 2013 Cuma

Batı Açe’ye CPO Limanı


Mehmet Özay                                                                                                1 Şubat 2013

Palmiye yağı günümüzde başta Malezya, Endonezya olmak üzere tropiklerde üretilen önemli maddelerden biri. Kimya sanayiinden gıda sektörüne kadar pek çok alanda kullanılmaya elverişli ürün çeşitliliği ile palmiye yağı son dönemde Batı ve Doğu Açe’de üretimini artırma konusunda çeşitli atılımlar yok değil. Bu sürece koşut olarak, bu bölgelerdeki ürünlerin başka eyaletler üzerinden ulusal ve uluslararası pazara taşınmasındansa, Açe’deki mevcut limanların genişletilmesi ve elverişli hale getirilmesiyle Açe ekonomisinin çok daha gelişmesine olanak tanıyacağına kuşku yok.

Birkaç on yıl önce Pulau Sarok’da Socfindo’ya ait CPO limanının tsunamiden büyük zarar görmesi ve bugüne kadar inşa faaliyetinin hayata geçirilememiş olması bölge ekonomisinin önündeki handikaplardan birini oluşturuyor.

İşte böylesi bir proje 2013 yılı başlarında Singkil’de gündeme geldi. Batı Açe’nin önemli şehirlerinden Singkil’de palmiye yağı ticaretine has olmak üzere bir liman inşa edilmesi planlanıyor. Ancak böylesi stratejik bir ürünün ulusal ve dünya pazarlarına taşınmasını sağlayacak liman inşaatı için Açe Eyalet bütçesinin kafi gelmeyeceği de bir gerçek. Bu noktada, uluslararası yatırımcıların konuya yakından ilgi göstereceği akla gelen çözümler arasında.

Bu plan çerçevesinde şunun da akılda tutulmasında fayda var. Böylesi ticaret merkezlerinin geliştirilmesinde insan kaynaklarının da eş zamanlı olarak varlık göstermesi kaçınılmaz. Bu durumda, Açe Eyalet yönetimi kadar Singkil Belediyesi, Ticaret Odası gibi resmi ve sivil kuruluşların insan kaynaklarının geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi konusunda eğitim yatırımlarını da dikkate almaları gerekiyor.

Singkil’de böyle bir liman inşaatının sadece palmiye yağı üretimi gerçekleştiren üreticileri değil, aynı zamanda genel anlamda şehir ve çevresinin ekonomisinin hareketlenmesinde başat rol oynayacaktır. 

Açe Ekonomisinin Gelişimi Üzerinde Düşünmek


Mehmet Özay                                                                                                      1 Şubat 2013

Açe ekonomisi üzerinde düşünürken bunun Açe’de çokça dillendirilen ‘İslam Hukuku’ olgusu ile bu hukuka taraf olan kitlenin nasıl bir toplum modeli öngördükleri üzerinde pek düşünce sarf edilmiyor. Oysa, Açe en azından son yüzyıl içerisinde verdiği varoluş mücadelesinin dinamikleri dikkate alındığında salt özgürlük değil, bu özgürlüğün üzerinde yükseldiği felsefi/dini paradigmaların gün yüzüne çıkması gerekirdi. Açe özelinde dikkate alındığında, bir İslam ekonomisi ve bu ekonominin ortaya koyacağı bürokratik yeniden yapılanma dahil her alanda benzeri bir dirilişe yol açacak bir düşünce ikliminden bahsetmek mümkün mü?

Ekonomi demişken, aklıma Nur Djuli ile yaptığım bir konuşmada gündeme gelen bir hususu aktarayım. Sir Thomas Raffles’ın çabaları doğrultusunda İngilizlerin Singapur’u ‘yumuşak ilhakı’ döneminden önce, dönemin Açe Sultanı ile yazışmaları ve Açe’ye yönelik ilgisini gündeme getirmiştim. Bugün Singapur’un geldiği noktadan bahsederken, Singapurluların nasıl bir ‘standartta’ yaşadıklarına dair atıflarda bulunmuş ve günlerine trafikle başlayıp trafikle biten, gün içi aktivitelerini yoğun stres altında geçiren, insanoğlunun en temel hakkı olan kendine ait bir yuvası olmasını doğuracak şartların gitgide içinden çıkılmaz bir hal aldığına değinmiştim. Nur Djuli de Japonya’da tanık olduğu benzer durumu değinmiş ve üç dört saati trafikte geçen, daracık konutlarda yaşam süren orta sınıf bir Japon’un nasıl bir halet-i ruhiyeye sahip olduğunu aktarmıştı.

Ve bunun üzerine şunu eklemiştim: Açeliler aslında son derece olumlu şartlarda yaşıyorlar. Her şeyin para olmadığını, maddiyatın dışında insani ilişkiler, sosyal bağlar, doğayla geliştirilen karşılıklı saygıya dayalı üretim anlayışı vs. gündeme getirmiştim. Bugün Açe’de bürokratından, eğitimcisine, gazetecisinden aktivistine kadar pek çok kesim Açe ekonomisini nasıl ‘Malezya’ ekonomisine dönüştürebilirizi tartışıyor. Ancak bu tartışmanın büyük bir eksiği var. O da, söz konusu ‘bu ekonominin’ nasıl bir insan tipolojisi üreteceği sorunu. Kimsenin bu sorun üzerinde durduğu görülmüyor.

Bu bağlamda dikkat çekilmesi gereken ve hatta unutulan bir toplumsal kesim var ki, onlara söz vermekte, yaklaşımlarını sormakta fayda var. Dayah/pesantren çevresini kastediyorum… Bu çevreye mensup olanlar, yukarıda değinilen sorunu dile getirmeseler bile, pasif kalmakla ve konumlarını bu pasif yapılanma içinde sürdürmekle dolaylı duruşlarından bahsetmek mümkün. Şayet pesantren çevresine dair bir değerden bahsedeceksek, bu değerin geniş toplum kesimlerine ulaşması için aktif bir çabanın sergilenmesi gerekmez mi?


Yarın Alman, Japon, Çin, Güney Kore, Avustralya, ABD sermayesinin sahiplendiği uluslarötesi şirketler Açe’de yatırıma başladığında bunun Açe toplum yapısında nasıl bir dönüşüme yol açacağı konusunda kaygımız var mı? Daha fazlaa gitmeye gerek yok, bundan yüz yıl önce Hollanda sömürgeci gücünün Açe’yi Takımadalar’daki sömürge düzenine eklemleme niyetine bakalım. Neydi Hollanda’yı Açe’de savaşa sürükleyen? Elbette Cava’nın ortasında kurduğu üretim/tüketim ilişkilerini doğusundan batısına tüm Takımadalara yaymak ve dönemin şartları gereği Avrupa’daki gücünü pekiştirecek, en azından digger güç odaklarıyla rekabette stabilize edecek bir yapıya oturtmaktı. Peki dönüp, Hollanda’nın dönemin kapitalist ilişkiler ağı içerisine Açe’yi de katma isteğinin ekonomik bağlamda düşünüldüğünde Açeliler üzerinde ne gibi kötücül bir etkisi olabilir di? Açe siyasi yönetimi ve toplumsal kesimleri Hollanda’nın siysai baskısının askeri baskıya dönüşmesinden evvel, Takımadalar’ın diğer kesimleri gibi ‘Buyrun gelin’ davetiyesini çıkartmış olsaydı, Açe’de kurulacak plantasyonlar, madencilik, denizcilik vb. sektörler üzerinde yükselecek bir güçlü ekonomiden bahsetmeyecek miydik? Yoksa Açe sultanlık çevresi ve akabinde ulemanın öncülüğünde halkın ortaya koyduğu ve onyıllarca süren direniş hareketi bu ekonomik kalkınma rotasından bihaber miydi? 

Banda Açe-Melaboh Arası Artık 3.5 Saat


Açe Eyaleti Başkenti ile Batı Açe’nin önemli şehirlerinden Meulaboh’u birbirine bağlayan sahil karayolu nihayet tamamlandı. 26 Aralık 2004 tarihindeki deprem ve tsunaminin ardından önemli yıkımların ve kayıpların yaşandığı Batı Açe sahil şeridini yeniden inşa çalışmaları önde gelen GO’ların ve devlet kurumlarının katkılarıyla yapılacağı ilan edilmişti. Banda Açe-Calang arasındaki 150 km. ilk etabının tamamlanmasının ardından, aradan geçen uzun süreye rağmen karayolunun tamamı bir türlü bitirilememişti. Geçenlerde söz konusu sahil karayolu nihayet son aşamasının da tamamlanmasıyla gerek bölge halkını gerekse bölgenin ticari hayatında yer alan herkesi sevindirdiğine kuşku yok.

7 Ocak 2013 tarihinde Açe Valisi Dr. Zeyni Abdullah’ın da katılımıyla Teunom-Meulaboh arasındaki Bubon Nehri üzerindeki köprünün açılış töreniyle Banda Açe-Meulaboh arasındaki karayolu inşaatının tamamlandığını ilan etti. Batı Açe ile Başkent arasındaki tek karayolu olan sahil karayolu stratejik bir öneme sahip. Bu gelişme, bölge halkının aytı yedi saat süren çileli uzun yolculukları sona erdiği anlamına geliyor. Artık bölge halkı 3.5 saatte Banda Açe’ye ulaşabileceği gibi, bölgenin ekonomik varlıklarının Banda Açe’ye taşınmasında da bir ölçüde rahatlama sağlanacağına kuşku yok.
Serambi (8 Ocak 2013)